3 Haziran 2014 Salı

HAZİRAN'DA ÖLMEK ZOR



Yine bir 3 Haziran,

3 Haziran’ı özel kılan Hasan Hüseyin Korkmazgil’in ölümsüz dizeleri elbette. Grup Yorum’un bestesi ile elden ele kasetlerin el değiştirdiği günlerden geçip bu günlere geldi dizeler. Pek çoğu Nazım Hikmet’in ölümü için yazıldığını bilse de şiirin başında “Orhan Kemal’in güzel anısına” diye not düşmüştür şair.

Fakat bu dizeleri anlamlı kılan Haziran’da hep güzel insanları kaybedişimiz. Nazım Hikmet, Orhan Kemal, Ahmed Arif… Sebahattin Ali mayıs ayında öldürülmüş ama naaşı Haziran ayında bulunmuştur. Kazım Koyuncu mesela, bir Haziran ayında uğurladık onu da.

Şiirin pek bilinmeyen dizelerinde Talat Aydemir ve Fethi Gürcan’dan da bahseder şair.21 Mayıs 1963 tarihinde ikinci ayaklanma hareketleri de başarısız olunca idam edilen iki Türk subayı.
Haziranda ölmek zor demiş ya şair. Gezi direnişinde de öyle oldu. Devlet terörü ile hayatını kaybedenler, sözde plastik mermilerle gözlerini kaybedenler...  Bu arada  Bakan “bey”in açıklamasına göre polis teşkilatı plastik mermi kullanmıyormuş, sadece boyalı kapsüller varmış. Fakat bir direnişçinin ameliyatla gözünden çıkarılan “plastik mermi” incelendiğinde demir bilyeler olduğu doktor raporu ile kayıtlara geçmiş.

Eskişehir’de bir sokak köşesinde tekmelenen Ali İsmail…3 Haziran gecesi bir sokakta pusuya düşürüldü. Daha 19 yaşında, onun için de ölüm zor oldu. Acılar içinde, hastane hastane gezerek birilerinden yardım umarak… Berkin Elvan için de… 269 gün komada kalmak… 3 gün hasta yatınca perişan olan bizler, 269 gün o anne-babanın yerine koyabilir miyiz kendimizi?

Aylardan Haziran…
Bu şiiri okuma zamanıdır.
O dizeleri dinlemenin zamanıdır.


 HAZİRANDA ÖLMEK ZOR

Orhan Kemal'in güzel anısına …

işten çıktım
sokaktayım
elim yüzüm üstüm başım gazete

sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sokakta Tomson
sokağa çıkmak yasak

sokaktayım
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
yaralı bir şahin olmuş yüreğim
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

havada tüy
havada kuş
havada kuş soluğu kokusu
hava leylâk
ve tomurcuk kokuyor
ne anlar acılardan/güzel haziran
ne anlar güzel bahar!
kopuk bir kol sokakta
çırpınıp durur

çalışmışım on beş saat
tükenmişim on beş saat
acıkmışım yorulmuşum uykusamışım
anama sövmüş patron
ter döktüğüm gazetede
sıkmışım dişlerimi
ıslıkla söylemişim umutlarımı
susarak söylemişim
sıcak bir ev özlemişim
sıcak bir yemek
ve sıcacık bir yatakta
unutturan öpücükler
çıkmışım bir kavgadan
vurmuşum sokaklara

sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sarı sarı yapraklarla birlikte sanki
dallarda insan iskeletleri

asacaklar Aydemir'i
asacaklar Gürcan'ı
belki başkalarını
pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim
dökülüyor etlerim
sarı yapraklar gibi

asmak neyi kurtarır
sarı sarı yaprakları kuru dallara?
Yolunmuş yaprakları
kırılmış dallarıyla
ne anlatır bir ağaç
hani rüzgâr
hani kuş
hani nerede rüzgârlı kuş sesleri?

asılmak sorun değil
asılmamak da değil
kimin kimi astığı
kimin kimi neden niçin astığı
budur işte asıl sorun!

sevdim gelin morunu
sevdim şiir morunu
moru sevdim tomurcukta
moru sevdim memede
ve öptüğüm dudakta
ama sevmedim, hayır
iğrendim insanoğlunun
yağlı ipte sallanan morluğundan!

neden böyle acılıyım
neden böyle ağrılı
neden niçin bu sokaklar böyle boş
niçin neden bu evler böyle dolu?
sokaklarla solur evler
sokaklarla atar nabzı
kentlerin
sokaksız kent
kentsiz ülke
kahkahanın yanı başı gözyaşı

işten çıktım
elim yüzüm üstüm başım gazete
karanlıkta akan bir su
gibi vurdum kendimi caddelere
hava leylâk
ve tomurcuk kokusu
hava da kör yoluna
hava da suçsuz günahsız
gitme korkusu
ah desem
eriyecek demirleri bu korkuluğun
oh desem
tutuşacak soluğum

asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi
yaşatmaktır önemlisi
güzel yaşatmak
abeceden geçirmek kıracın çekirgesini
ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak

ah yavrum
ah güzelim
canım benim / sevdiceğim
birtanem
kısa sürdü bu yolculuk
n'eylersin ki sonu yok!
Gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

nerdeyim ben
nerdeyim ben
nerdeyim?
Kimsiniz siz
kimsiniz siz
kimsiniz?
Ne söyler bu radyolar
gazeteler ne yazar
kim ölmüş uzaklarda
göçen kim dünyamızdan?

Asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi?
yolunmuş yaprakları
ve kırılmış dallarıyla bir ağaç
söyler hangi güzelliği?

Kökü burada
yüreğimde
yaprakları uzaklarda bir çınar
ıslık çala çala göçtü bir çınar
göçtü Mehmet diye diye
şafak vakti bir çınar
silkeledi kuşlarını
güneşlerini
«oğlum sana sesleniyorum işitiyor musun, Mehmet,
Mehmet!»

Gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
üstüm başım elim yüzüm gazete
vurmuşum sokaklara
vurmuşum karanlığa
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

Bu acılar
bu ağrılar
bu yürek
neyi kimden esirgiyor bu buz gibi sokaklar
bu ağaçlar niçin böyle yapraksız
bu geceler niçin böyle insansız
bu insanlar niçin böyle yarınsız
bu niçinler niçin böyle yanıtsız?

Kim bu korku
kim bu umut
ne adına
kim için?

«uyarına gelirse
tepemde bir de çınar»
demişti on yıl önce
demek ki on yıl sonra
demek ki sabah sabah
demek ki «manda gönü»
demek ki «şile bezi»
demek ki «yeşil biber»
bir de Mehmet'in yüzü
bir de güzel İstanbul
bir de «saman sarısı»
bir de özlem kırmızısı
demek ki göçtü usta
kaldı yürek sızısı
geride kalanlara

nerdeyim ben
nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz?

yıllar var ki ter içinde
taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
3 haziran '63'ü

bir kırmızı gül dalı
şimdi uzakta
bir kırmızı gül dalı
eğilmiş üzerine
yatıyor oralarda
bir eski gömütlükte
yatıyor usta
bir kırmızı gül dalı
eğilmiş üzerine
okşar yanan alnını
bir kırmızı gül dalı
Nâzım Usta’nın

gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
bir basın işçisiyim
elim yüzüm üstüm başım gazete
geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
şuramda bir çalıkuşu ötüyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

(1977)
Şairin notu
*1963'lerde yaşanılanları ben ancak böyle dökebildim 1976'larda şiire.
On üç yılda özümsemişim o olayları, on üç yıl sonra damıtabilmişim. O günleri yaşayıp da ozanlığa soyunanlar, elbette ki benden daha iyi yapabileceklerdir bu işi. "El elden üstündür, taa arşa kadar" demiş eskiler.
Hasan Hüseyin Korkmazgil