25 Temmuz 2014 Cuma

TERS KELEPÇE



Geçtiğimiz 5 yıllık süreçte ülkenin gündemini sarsan kritik davaları yürüten emniyet görevlilerinin “ters kelepçe” ile hastaneden çıkarılışları televizyon ekranlarına yansıdığında yeni bir 5 yıllık sürece hazır olmamız gerektiğini gördük.

Gözaltına alınan emniyet görevlilerinin yürüttükleri operasyonlara baktığımızda, “Özel Yetkili Mahkeme” şımarıklığı ile yürütülen Poyrazköy, Balyoz, KCK, Ergenekon gibi davalara konu olan delilleri “yaratan” kişiler olduklarını gördük. Hrant Dink cinayeti, amirallere suikast, askeri casusluk, Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin telefonuna “sehven” terör örgütü mensuplarının telefonlarının yüklenmesi, Rahip Santoru’nun Trabzon’da öldürülmesi, Alevilere yönelik sistematik yaptırımlar…  Örneğin, Alevi olduğu için iddianameye dâhil edildiği bilinen ve intihar eden Yarbay Ali Tatar, Alevi köylerine yardım yaptığı gerekçesiyle 15 yıl hapis cezası ile yargılanan 2.Ordu Komutanı Saldıray Berk’in yargılanması ve son yıllarda gündemi meşgul eden ne kadar dava varsa tamamı adı geçen emniyet mensuplarının içinde olduğu soruşturmalar.

Tabii ki bu operasyonun “Hükumet- Cemaat” çatışmasının bir ürünü olduğunu uzun uzun yazıp okuyucuya amiyane tabirle salak muamelesi yapmaya gerek yok. 17 Aralık’ta ortaya çıkan “Sıfırlayamadık Babacığım” olayından sonra başlayan savaş, Başbakan’ın “İnlerine gireceğiz inlerine” nidalarının fiiliyata koyulmuş hali.

 Bir dönemin “Delil Üretme Fabrikası” polisleri belki de şimdi kendileri için üretilecek delillerle boğuşmak zorunda kalacak. Sivil Memur Güllü Salkaya’ya “Darbeci” diyerek 16 yıla mahkûm ettirenler şimdi kendi içlerindeki bu pis savaşın içinden kurtulmaya çalışacak. Belki de sonunda öpüşüp barışacaklar kim bilir. Ama bu süreç onlar için oldukça sıkıntılı geçecek.

Bu savaşın çok çetin geçeceği sırrı “ters kelepçe ”de gizli. Gazetecileri, komutanları, sabahın kör karanlığında evlerinden kelepçeleyerek ve özellikle gazetecilerin görebileceği şekillerde çıkaran polis müdürleri onlar için oldukça ağır gelebilecek şekilde elleri arkadan kelepçelenerek yani “ters kelepçe” ile çıkarıldı.

Ters kelepçe; yani elleri arkadan kavrayacak şekilde kelepçe uygulaması hakkında yasal bir mevzuat söz konusu değil. Görüştüğüm Emniyet mensupları; ancak polise karşı uygulanacak bir mukavemet veya kaçma şüphesi olan kişilere ters kelepçe uygulandığını belirtti. Ters kelepçe takmak tamamen polisin inisiyatifine kalmış bir durum. Fakat ters kelepçe takmak psikolojik olarak, hele de Emniyet Müdürlüğünde üst düzey görevlerde bulunmuş bir amir için yıkıcı.

Hatta okumak isteyene hizmetimdir. Yasa der ki;

Kelepçe Takma

Yakalanan kişilere; hangi hallerde kelepçe takılacağı ve 18 yaşından küçüklere kelepçe takılamayacağı hususlarını içeren, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün B.05.1.EGM.0.11.01.04. 62183-155 sayılı genelgesi ilgisi nedeniyle ekte gönderilmiştir.

Kolluk kuvveti gerek yakalama görevini yerine getirirken gerekse yakalanan şahsın sevkinde kişi ve çevre güvenliği ve suçun önlenmesi için tedbirli ve ihtiyatlı davranmak ve ihtiyaç halinde kelepçe kullanmak zorundadır. Ancak, bu görevin yerine getirilmesinde de bir takım esas ve usullere uyulması gerekmektedir.

7 nci maddede “Yakalanan kişinin direnmesi, saldırıya yeltenmesi veya saldırıda bulunması hallerinde kendisine kelepçe takılır. Yakalanan kişinin kaçma ihtimali varsa kelepçe takılması kolluk kuvvetinin takdirine bağlıdır.” ifadesi ile kelepçe kullanma yetkisi düzenlenmiştir.

Yakalanan şahsın direnmesi, saldırgan tutum sergilemesi, kaçmaya yeltenmesi, göreve mukavemette bulunması, suç delillerini bozma veya yok etme ihtimalinin bulunması hallerinde ve suçun devamının önlenmesi amacıyla; Yönetmeliğin 7 nci maddesi gereği kelepçe kullanılmasını,

Hükme bağlamıştır.



          Önümüzdeki günler “Hükumet-Cemaat” savaşında yeni olaylara gebe. Hükumetin “taşeron” hizmetlerini yürütenler şimdi alaşağı edilmiş durumda. Zira taşeronluğun fıtratında bu var. Bir gün mutlaka işiniz biter ve kapının önüne koyulursunuz. 

13 Temmuz 2014 Pazar

SEÇİM SLOGANI DEDİĞİN NASIL OLUR?



Slogan ve afiş hazırlama hakkında Siyasal İletişim tarihimizde çok güzel bir örnek var: 1950 seçimlerinde Demokrat Parti için hazırlanan ve Mimar Selçuk Milar tarafından hazırlanan “Yeter Söz Milletindir” afişi ve sloganı bu konu hakkında verilebilecek en iyi örnek.  O yıllarda seçimler için slogan ve afiş hazırlığının yapıldığı bir toplantıda gelen fikirlere canı sıkılan ve ayağa fırlayan Selçuk Milar:

“Afiş dediğiniz, bir el koyarsınız, altına da “Yeter, Söz Milletindir” yazarsınız. “Seçim afişi dediğiniz böyle olur” der.

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin başladığı şu süreçte adayların kampanyaları hakkında çeşitli yorumlar yapılıyor. 

Adil olmayan bir seçim yarışı olduğuna inandığım bu süreçte, adayların kampanyalarını yürüten kişiler ve kurumlar toplumun her kesimine hitap etme gayreti içinde.

Ancak Sayın Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun önceki gün gerçekleştirilen toplantısında belirlenen slogan, afiş ve fotoğraf çalışmaları aceleye getirilmiş ve adeta profesyonel olmayan ellerden çıkmış bir kampanyanın gelişini haber verdi.

“Ekmek için Ekmeleddin” sloganın açıklamasında Ekmek olgusunun önemine dikkat çekiliyor. Sayın İhsanoğlu katıldığı bir televizyon röportajında “Ekmek girmeyen eve huzursuzluk girer” diyerek neden bu sloganın seçildiğini uzun uzun anlattı. Alt metni oldukça kuvvetli ve hoş bir slogan fakat…

Siyasal İletişim kampanyalarında net, akılda kalıcı ve vurucu sloganlar olmalı; çünkü sloganı duyan seçmen sloganın alt mesajını, bu sloganla aslında neyin ifade edilmek istediğini düşünmez.  Özellikle günümüz internet çağında 30 saniyelik bir videonun uzun kabul edildiği, haber metinlerinin 15 saniyelik mobil paketlere sıkıştırıldığı, 140 karakterle meramımızı anlattığımız bir dönemde “düşündürücü”  sloganlar beklenen etkiyi vermeyeceği gibi alay konusu da olabiliyor.

Slogan ve afiş hazırlama hakkında Siyasal İletişim tarihimizde çok güzel bir örnek var. 1950 seçimlerinde Demokrat Parti için hazırlanan ve Mimar Selçuk Milar tarafından hazırlanan “Yeter Söz Milletindir” afişi ve sloganı bu konu hakkında verilebilecek en iyi örnek.  O yıllarda seçimler için slogan ve afiş hazırlığının yapıldığı bir toplantıda gelen fikirlere canı sıkılan ve ayağa fırlayan Selçuk Milar
“Afiş dediğiniz, bir el koyarsınız, altına da “Yeter, Söz Milletindir” yazarsınız. Seçim afişi dediğiniz böyle olur” der.



Celal Bayar, Selçuk Milar’ı yanına çağırır ve “Bunu yaparsak başarılı olabilir miyiz?” diye sorar. Milar’da “Evet oluruz” der. Nitekim öyle olur. Bu güne kadar başka partilerce de defalarca kullanılan bu slogan Türkiye’nin Siyasal İletişim tarihinde önemli bir dönüm noktası olur.

GAZETECİLER SORU SORDUĞUNDA MUTLU OLUNAN ÜLKE

Sayın İhsanoğlu’nun seçim bildirgesini açıkladığı toplantıda her gün televizyonlarda gördüğümüz, yazılarını okuduğumuz isimlerin soru sorabilmesi uzun zamandır özlediğimiz bir tabloydu.  İhsanoğlu’nun nazik tavrı, “hanımefendi, beyefendi” diyerek söze başlaması, hatta sosyal medyada “Ekmek için Ekmeleddin” sloganına karşı üretilen mizahi yazıları da konuşmalarına katması uzun zamandır görmek istediğimiz bir siyasi profil.

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde aklı başında iletişimcilerin Ekmeleddin İhsanoğlu’nun kampanyasına gerekirse gönüllü danışmanlık yaparak el atması bu süreçte verilebilecek maddi destekten çok daha önemli. Yolu ve bahtı açık olsun.