24 Ağustos 2014 Pazar

Kör Gözlükleriyle Bakmak ya da Bakmamak.

Recep Tayyip Erdoğan “savdalısı” bir arkadaş Facebook sayfasında Marmaray’ın Discovery Channel’da yayınlanan belgeselini paylaşarak şunu yazmış. İmla hatalarına dokunmadan aynen aktarıyorum.

Beğenmediginiz Tayip Erdoganin projeleri cılgınlık olarak dunyaca unlu belgesellere konu oluyor. Siz hala daha kőr gozlukleriyle dunyaya bakiyorsunuz. Yazik yazik... Ters dusuncede olan sayfama yorum yapmasin sictiniz buraya sivamayin.

Bu arkadaş sanıyorum karşıt görüşlerimden dolayı beni silmiş. Olabilir. Madem oraya “sıvamamı” istemiyor ben de buraya sıvarım ne var. Ona değil yani, ortaya.

Marmaray elbette ki önemli bir mühendislik projesidir. Dikkat edin “mühendislik” projesi. Yani Tayyip Erdoğan işin başına geçip “şunu batırın, şunu şöyle geçirin” diyemez. Gerçi her halttan anladığını düşünürsek onu da demiş olabilir. Neyse…

Bu mühendislik projesinde dünyanın pek çok ülkesinden ekipler çalışmıştır. Yani uluslararası bir projedir. Böylesine önemli bir mühendislik projesi elbette ki dünyaca ünlü bir belgesel kanalında yayınlanmalıdır. Bunu Tayyip Erdoğan’ın bir başarısı olarak görmeye ne nedir ben bilemedim.

İnkâr ediliyor ama Marmaray konusunda en net adımlar Bülent Ecevit’in başbakanlığı zamanında atılmıştır. Belgeleriyle filan sabittir. 15 Şubat 2000 yılında Resmi Gazete'de yayınlanan 2000/63 sayılı kararda da projenin finansıyla ilgili açıklama yapılmış. Örneğin; kredi anlaşması, 17 Eylül 1999 tarihinde imzalanmıştır. Yani para olayı 1999’da çözülmüştür. Proje 1999 yılından beri Japonya, Avrupa Yatırım Bankası, Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası'ndan alınan krediler ile gerçekleştiriliyor. Bu krediler Hazine Müsteşarlığı ile ilgili kurum arasında imzalanan ikraz anlaşmaları ile sağlanıyor. Japonya'dan yaklaşık 1, 400 milyar dolar, Avrupa Yatırım Bankasından 650 milyon Euro, Avrupa Konseyi Kalkınma Bankasından ise 217 milyon Euro kredi alınmış.

Madem o arkadaş “siz” demiş o halde ben de öyle diyeyim, “Siz” burada Marmaray ile övünürken benzerini adamlar 1910 yılında yapmış. Hadi biraz daha işlevsel, modern olanı diyelim Maas Tüneli 1942’de hizmete girmiş. Yığınla örneği var. Azıcık araştır ve bul arkadaşım. Biz, hepimiz çok gerideyiz bunu bil.

Dünya tarihini değiştirecek o kadar önemli eserler çıktı ki oradan. Daha da çıkacaktı. Hatta içeriden sızan bilgilere göre Yenikapı kazılarında insanlık tarihini değiştirecek şehir yapılarından tutun da, kemikler, günümüze kadar gelmiş ayak izleri, eşyalar, mezarlar bulundu. Ancak eserler çıktıkça gece yarısı operasyonlarıyla kapatıldı, ezildi, kırıldı.  Çünkü Başbakan’ın “Bize gecikmek yakışmaz, ertelemek yakışmaz. Sürekli yok arkeolojik şey, yok çömlek çıktı, yok şu çıktı, yok bu çıktı ile önümüze engeller koydular. Bunlar insandan çok daha mı önemliydi. Yok kuruluydu, yok yargısıydı bunlara takılıp kaldık. 3 sene bizi engellediler. Marmaray'ın işletmeye açılmaması değil maddi kaybı da ciddi noktada. Bundan sonra engel mengel tanımıyoruz, bedeli ne olursa olsun” sözleri vardı.

Banliyö istasyonlarının hali içler acısı. 3 sene oldu belki hala tek çivi çakılmadı. Hani gecikmek yakışmazdı. Hani engel mengel tanımıyordu. N’oldu o iş?

Son olarak; kör gözlüklerle görmüyoruz merak etme. Sıfırlanamayan paraları,  Gezi Parkında gazdan boğdurulanları, Kuzey Ormanlarının nasıl talan edildiğini, HES adı altındaki doğa katliamını, “Camiye ayakkabılarıyla girdiler” diyerek toplumun kin ve düşmanlığa nasıl tahrik ettiğini, “Üstleri çıplak deri eldivenli 50 kişi bana saldırdı” diyerek nasıl bir fantezi dünyası içinde olduğunu halen anlayamadığımız  birisinin sözlerini “görüntüleri var” denilerek meclis kürsüsüne taşındığını,  (sonra o görüntüleri de gördük ve biz nedense hiçbir şey göremedik o görüntülerde) 17 Aralık sürecinde paçaları tutuşunca “Ben ne yaptıysam Başbakanın emriyle yaptım o da istifa etsin” diyerek anında satış yapanları gördük. Depremde toplanma alanı olarak ilan edilen yerlerin nasıl peşkeş çekildiğini gördük. Deprem vergilerinin nasıl iç edildiğini gördük.


Daha çok şey gördük, görüyoruz. Her gün yaşıyoruz. Sıkıyoruz dişimizi “Elbet geçecek” diyoruz. Direniyoruz!