28 Mart 2015 Cumartesi

“60 YILLIK İTTİFAKTA SON GÜN-HAWLER” ÜZERİNE BİR YAZI



Son dönemde sıkı takip ettiğim, yorumlarını izlemekten, okumaktan zevk aldığım bir isim; Mete Yarar. Bir fırsatını bulup rakı masasına oturtmayı ve sabaha kadar derin muhabbetler edesim var kendisiyle.

Güvenlik Politikaları uzmanı Mete Yarar’ın ilk kitabı “60 Yıllık İttifakta Son Gün-HAWLER” kitabı bir süre önce okuyucularıyla buluştu.

Kendisi emekli bir asker. Türk Silahlı Kuvvetlerinde uzun yıllar görev yapmış ve Binbaşı rütbesindeyken emekli olup başka bir kariyere doğru yönelmiş. Çok da iyi etmiş yoksa bu değerli fikirlerden ve bahsedeceğim kitaptan mahrum kalacaktık.

Bu kitap; bir solukta okunan, akıcı bir eser. İlk yazarlık deneyimine rağmen Mete Yarar  iyi bir iş çıkarmış. Bana göre; dil ve anlatım yönünden belki biraz daha zenginleştirilebilirdi. Fakat uzun okumalara artık katlanamayan okuyucu kitlesi için kurulması gereken hassas dengeyi yazar iyi gözetmiş. Aktarmak istediği bilgiyi kişiler ve olaylara kurgulayarak derin ve uzun analizler yaparak değil, herkesin okumaktan keyif alacağına inandığım kendinden emin bir dille kaleme alınmış.

Mesleki alanım gereği kitabı okurken gözümün önünden bu kitabın senaryolaştırılmış hali de zihnimden akıp gitti. Oyuncular, mekânlar, sahneler hepsi birer birer zihnimde şekillendi. Kitap bana göre biraz kısa olduğu ve “pat” diye bittiği için on üç bölümü dolduramadım ama sıkıntı yok, halledilir.

Kitabın içeriği hakkında biraz bilgi vermek gerekirse; her geçen gün daha karışık bir hale gelen bölgemiz coğrafyasında olacakları önceden haber veren bir kaynak. Eğer kitabı okumayı ertelerseniz belki de kitaptaki olayları televizyon ekranlarından izleyebilirsiniz. Zaten kendisi de kitabın ön sözünde bu olguyu; “Bu kitabı okurken, gerçek ile hayal arasında sıklıkla gidip geleceğinizi ve anlatılanların hangisinin gerçek hangisinin hayal olduğunu zaman zaman unutacağınızı düşünüyorum” sözleriyle anlatmış.

Türkiye’nin son on iki yılda dış politikada gösterdiği açık başarısızlıklar hepimizin malumu. Dünyada dengeler değişip yepyeni sınıflar ortaya çıkarken “Yeni Osmanlıcılık” hayaline kapılanların, sonuçlarına aldırmadan Türkiye’yi nasıl aciz bir duruma düşürdüğünü biliyoruz. Dünyanın önemli şehirlerinde büyükelçilerimiz yok, ticari ilişkilerimiz askıda, ihracat yaptığımız komşularla bile iş yapamaz hale getirildik.

İşte tüm bu tabloda Mete Yarar’ın kitabı zihin açıcı bir kaynak olarak karşımıza çıkıyor. Kitaptaki kahramanlar bugün Türkiye’de ve dünyanın çeşitli yerlerinde, isimleri ve görevleri farklı bile olsa görev yapan insanlar olduğuna şüphe yok. Askeri gelenekten gelen Yarar, eserinde bu kahramanlara da bir saygı duruşunda bulunmuş.

Can alıcı bir tespit yine kitabın ön sözünde; “Bu kitabı okurken, bir ülkenin yaşayabileceği büyük bir kaosun nasıl çözülmesi gerektiğini sizin de düşünmenizi istedim. Bu kitap siyasal kaygılarla yazılmış bir kurgusal roman değil, aynı geminin içinde bulunduğumuzu bizlere bir kez daha anlatan özel bir çalışmadır. İşin ilginç olanı, kitabın tam ortasına geldiğimde yazdığım konunun birebir aynısını işaret eden bir yazının Wall Street Journal’da(WSJ) çıkmış olmasıydı.”

Zamanın neyi göstereceği bilinmez. Ben bu satırları yazarken ekranımın alt köşesindeki haber akışı geniş bir koalisyon gücünün Yemen’e kara birliklerini yola çıkardığını bildiriyor.


Giderek çıkmaza giren Ortadoğu ve Türkiye ilişkilerinde Mete Yarar’ın analizleri ve kitabı önemli kaynaklar olacaktır.

5 Mart 2015 Perşembe

“SON ON SENEDE ON TANE YAŞAR KEMAL KİTABI SATAMADIM.”



Çocukluğumu bilen kitapçım böyle isyan etti ve devam etti. “Bir gün yüreği çatlamış derlerse bil ki bu yüzden.  Aziz Nesin, Yaşar Kemal kitaplarının üzeri toz tuttu.”

Yaşar Kemal’in cenazesinin olduğu gün camii avlusunda pek çok siyaset adamı, sanatçı, iş dünyasından önemli isimler kameralara Yaşar Kemal’i anlatırken aynı kalıplaşmış cümleleri kullanarak büyük bir edebiyatçıyı kaybettiğimizden bahsediyor, onun eserlerinin kıymetinden, Türkçenin büyük bir ustasını yitirdiğinden söz ediyordu. Şüphesiz bu söylenenler yanlış değil. Yaşayarak yazan bir yazardı Yaşar Kemal. Şimdilerdeki gibi oturduğu yerden yazanlardan değil, yaşamı boyunca yaşadıklarını, gördüklerini, hissettiklerini okuyucuya aktaran bir isimdi. Peki, bu övgüleri düzenlerden kaçı onun bir tane eserini okumuştur? Ya da sosyal medyada herhangi bir eserinden alınmış küçücük bir bölümü alıntılayarak ah vah edenler?

Yaşar Kemal’in cenazesinin kaldırıldığı gün; çocukluğumu bilen kitapçım böyle isyan etti. “Son on senede on tane Yaşar Kemal kitabı satamadım. Aziz Nesin, Yaşar Kemal kitaplarının üzeri toz tuttu. Üstelik bu kitapları yayınlayan yayınevleri çok güzel baskılar yaptı. 100 Temel Eser listesinde de var. Pahalı desem pahalı da değil…”

Küçücük kitapçı dükkânı ile kitap fuarlarına ve internet satışlarına ha yenildi ha yenilecek olan kitapçımın isyanı haksız sayılmaz öyle değil mi?
               
            Niteliksiz öğretmenlerin varlığı da bu duruma bir etken. Elinde öğretmeni tarafından verilen bir liste ile kitapçıya gelen ortaokul öğrencisinin “İnce Memed”i okuyup özetini çıkaracakmışız” sözüne ne denilebilir ki? İnce Memed’in otuz iki yılda yazılan dört ciltlik bir eser olduğunu acaba bu öğrenci arkadaşa mı söylemeli yoksa o öğretmeni bulup iki yakasından tutup silkelemek mi gerekir.

 Eğitim sisteminin tablet bilgisayar saçmalığı ile tanıştığı, test sapkınlığı ile okul-dershane-özel ders üçgeninde hastalıklı gençler yetiştiren Milli Eğitim sisteminden en az hasarla kurtulabilmemizin tek yolu edebiyat. Sait Faik, Yaşar Kemal, Sabahattin Ali okumak birer ev ödevi değil, geniş ufuklar açan bir yol.


Yolunuz açık olsun.