12 Temmuz 2015 Pazar

BİR KAYIT BİN HAYAL KIRIKLIĞI

Üniversite tercih dönemi canhıraş devam ederken özel ve vakıf üniversitelerinin reklamları, reklam kuşaklarının önemli bir bölümünü kaplamış durumda.
          
            Bu reklamların şişirilip gözümüze bu kadar batması ürünün yani üniversitelerin kalitelerini de gündeme taşıyor. 
           
           Eğitim pazarlama sektöründe çalışmış hatta özel bir üniversitede okumuş birisi olarak söyleyecek sözüm var.
           
          Maalesef bu allı pullu televizyon reklamlarında gösterilenler, boy boy gazete reklamları, kaliteli kâğıtlara basılmış katalogların birçoğu bir hayal ürünü.
           
           İleri teknoloji ürünü laboratuvarlar, robotlar, geniş alanlar, teknolojik sınıflar “projesi var, olacak” denilerek sadece reklam sayfalarında kalıyor.

İş garantileri, “sizi havada kapacaklar” mesajı,  hem üniversite adaylarında hem de ailelerinde üniversite bitiminde bir hüsrana dönüşüyor.
           
           Elbette aralarında gerçekten çok iyi olan üniversitelerimiz var fakat bunların sayısı maalesef bir elin parmaklarını geçmez.
           
          AKP iktidarı döneminde başlatılan “dağa taşa üniversite, kapıdan geçene üniversite izni” politikası sebebiyle ülkemiz işe yaramayan sözde üniversiteler çöplüğü haline geldi. Üstelik vakti zamanında tüm uzmanların uyarması ve yetkililerin her zamanki gibi bu uyarıyı dikkate almaması yine bildiğimiz bir Türkiye manzarasıydı.  
            
          Eğitim kadrolarına bilimsel ve akademik çalışmalar için bütçe ayırmak yerine okul müdürleri veya tercihlerde etkisi olan öğretmenlerin tespit edilerek üniversite gezisi adı altında misafir edilmesi halen kullanılan bir yöntem. Farklı ve güvenilir kaynaklardan aldığım bilgilerden biri de;  bir dönem kimi öğretmenlere açık açık öğrenci başına prim sistemi uygulayan üniversiteler olduğu yolunda. Yani anlaşılan öğretmen tercihler konusunda anlaştığı üniversiteye kendi bölgesinden ne kadar öğrenci kaydı gerçekleştirirse hesabına o kadar prim yatıyor.
           
          Kuruluş aşamasında Yüksek Öğretim Kurumu’nun talep ettiği nitelikte ve sayıda hocalar sadece göstermelik olarak kayıtlara giriyor. Çoğu derslere bile girmiyor. Hatta bir üniversite ile anlaşıp diğer üniversitelerde de yarı-zamanlı hocalık yapan insanlar var. Kimi gerçekten iyi niyeti ile çırpınıp faydalı bireyler yetiştirme arzusunda fakat eğitimde devamlılık olmadığı sürece ne kadar yeterli olacakları tartışmaya açık bir konu.

Bütün bu anlattıklarım elbette ilgili kişiler tarafından da biliniyor. Fakat yaptırım uygulayacak güç kimsede yok.  Ülkemizde her alanda meşhur olan gizli eller birden bire burada da ortaya çıkıyor ve hocasız bölümler, binasız üniversiteler yollarına devam ediyor.
           
            Devlet üniversitelerinde de durum farksız. 15-20 haneli yerleşim yerlerine açılan sözde fakülteler yüzünden barınma, beslenme, ulaşım gibi temel ihtiyaçlarını iki-üç katı daha pahalı şekilde karşılayabilen öğrenciler, üniversite kültürünü alamadan, sadece ders geçerek ellerine birer diploma alıp işsizler ordusuna katılıyor.
            
            Geçtiğimiz hafta bir tepe yöneticisinin “Üniversite mezunu özgeçmişlerini çöpe atıyorum, isterlerse YÖK’e hediye edebilirim” açıklaması durumun vahametini gözler önüne serdi. Gerçi bu açıklama da tartışmaya açık fakat işsizlik oranlarının hiç de düşük olmadığı ülkemizde akademik eğitim alanında kalitenin sorgulanması gerekiyor.
            
            Yıllar önce bir prodüksiyon çalışması için katıldığım konferansta bir akademisyen bir anısını anlatmıştı. “Dekan olduğum dönemde mezunlarımıza ulaşarak aldıkları eğitim hakkında bir anket yapmak istedik. Okulda öğrendiklerini iş yaşantısında nasıl uyguluyorlar, daha iyi nasıl olabilir… Fakat mezunlardan iyi yanıtlar alamadığımız gibi bir mezunumuzdan uzun bir mektup aldık. Bize örneklerle aldığı eğitimin nasıl yetersiz olduğunu, aslında nasıl olması gerektiğini sayfalarca anlatmış. Sanırım akademik duvarların arkasından çıkıp bizim de dışarıya bakmamız gerekiyor.”
            
            Burada iş öğrencilere düşüyor. Kapı kapı gezip eksikleri, hataları “yetkililerin” yüzüne vurmalılar. Zira ülkemizde işler böyle yürüdüğü için böylece kendilerini hayata hazırlamış da olacaklar.


Özetle; kapitalist sisteminin yeni bir pratiğe dönüştüğü Türkiye’deki üniversite manyaklığı bu yıl da devam ediyor.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder